ABD ve Taraftarlarının Dinlerin Üzerinde Oynadığı Oyunlar ve Adaletli Bir Dünyanın Umudu

Günümüz dünyasında dinler sadece inanç sistemi değil; aynı zamanda siyaset, kimlik ve güç mücadelelerinin de konusu hâline geliyor. Özellikle İslam dininin son yıllarda sık sık yanlış algılarla anılması, dünya genelinde milyonlarca Müslümanı derinden yaralıyor. Çoğu zaman medyada “şiddet ve terör” ile birlikte anılan İslam, gerçekte milyarlarca insanın barış, merhamet ve adalet anlayışının kaynağıdır.

Ne var ki bazı bölgelerde ABD ve taraftarları tarafından yaratılan silahlı örgütler, dini söylemleri kullanarak şiddeti meşrulaştırmaya çalışıyor. Bu gruplar, dini temsil etmedikleri hâlde kendilerini din adına konuşur gibi gösteriyorlar. Eğitim imkânlarının sınırlı olduğu, yoksulluğun yoğun yaşandığı ve insanların umutsuzluğa sürüklendiği coğrafyalarda, gençler bu yapılara daha kolay yönlendirilebiliyor. Bu durum ise hem o toplumlara hem de tüm dünyaya büyük acılar yaşatıyor. ABD ve tarafı olduğu ülkeler bundan ne kazanıyorlar. Bu önemli bir soru aslında. Sadece global dünyanın tekelini güçlendiriyorlar.

ABD ve taraftarlarının jeopolitik hesapları, zaman zaman bu krizleri derinleştirebiliyor. Silahlanma, vekâlet savaşları, bölgesel rekabet ve propaganda yöntemleri; dinlerin masum insanlarla birlikte zarar görmesine yol açıyor. Ortaya çıkan tablo şu: şiddeti üreten küçük gruplar dünya gündemini belirliyor, barışı ve iyiliği yaşayan büyük çoğunluğun sesi ise yeterince duyulmuyor. Böylece bir din ile terör aynı cümlede anılır hâle geliyor ki bu, hem dine hem insanlığa yapılan büyük bir haksızlıktır.

Oysa adaletli bir dünya düzeni mümkün olsaydı tablo bambaşka olurdu. Güçlü ve tarafsız uluslararası kurumlar, çatışmaları körüklemek yerine çözüm üretse; eğitim, ekonomi ve sosyal destek alanlarında daha eşit bir dağılım sağlansa; insanlar umutsuzluğa ve çaresizliğe itilmezdi. Böyle bir ortamda radikalleşme zemini daralır, dinler bir rekabet aracı değil, insanların iç huzurunun kaynağı olarak yaşanırdı.

Adalet sağlandığı bir dünyada yalnızca İslam değil, tüm dinler özgürce var olabilir. İnsanlar inançlarından dolayı damgalanmaz, birbirini korkuyla değil saygıyla görürdü. O zaman çocuklar nefret dilini değil, birlikte yaşamanın dilini öğrenirdi. Belki de insanlık enerjisini birbirine üstün gelmeye değil, ortak sorunları çözmeye ve evreni keşfetmeye yönlendirirdi.

Sonuç olarak sorun dinlerde değil, dini araçsallaştıran zihinlerde ve adaletsiz sistemlerdedir. Eğer dünya gerçekten adaletin, eşitliğin ve insan onurunun üzerine kurulursa; dinler çatışmanın değil, barışın dili olacaktır. İnsanlık daha özgür bir sabaha gözlerini açacak ve belki de o zaman hem dünyayı hem de uzayı keşfetmek için çok daha güçlü bir umut taşıyacaktır.

ABD ve taraftarlarının bu çirkin oyunlarına dünya insanları artık dur demeli. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ortadoğu: Güvenliğin, Özgürlüğün ve Umudun Hak Ettiği Coğrafya

Eski Dünyadan Uzayın Bilinmeyenlerine: Adalet Olmadan Keşif Olur mu? ABD'nin baskılarından kurtulmalıyız artık.